19 Şubat 2009 Perşembe
Maç Sonrası // Bordeaux - Galatasaray

Skibbe beni yanıltmadı ve üçlü defansla çıktı. Buna rağmen sağ tarafta Barış ve Kewell’la çok pozisyon verdi Galatasaray. Blanc, Antalyaspor maçını izlemiş olmalı ki bu hazineyi iyi kullandı. Skibbe, Mehmet Topal’ı sağ tarafa yanaştırınca o kanat daha dirençli hale geldi. Fakat ilk 15 dakikada Fransız ekip bir gol bulsa, bu kaos müdafaası ile maç nereye giderdi bilinmez. İlk yarının ikinci bölümünde Galatasaray, oyunu dengeleyip üstünlüğü ele geçirmeyi başardı. Kısacası Skibbe’nin bütün planları yolunda gitti fakat golü bulamadı. İkinci yarı, ilk yarının kopyası gibi başladı. Skibbe uzun süren bu mahkumiyete müdahale etmemesini anlamak gerçekten çok zor. Her ne kadar doğru kadro ve sistem çıkartmış olsa da, oyuna müdahalede yetersiz kalması bütün işleri berbat edebilirdi ki; imdadına olağan üstü performansları ile Mehmet Topal, Barış ve Ayhan yetişti.
Rövanşta taraftar turu Galatasaray'a getirir diyorum...
Rövanşta taraftar turu Galatasaray'a getirir diyorum...
17 Şubat 2009 Salı
Bordeaux - Galatasaray

Sonu tek sayıyla biten bir yılın yaz mevsimine benzer, her senenin Aralık - Şubat ayları. Futbola dair doğru düzgün hiç bir şey bulamazsınız. Hele ki sezon arasının bir ay olduğu Türkiye gibi bir ülkede yaşıyorsanız bu ara bir futbol sever için zulümdür.
Bordeaux - Galatasaray maçıyla bugün bu zulüm sona eriyor. Devre arasına girdiğimiz günlerde bu eşleşmeden ben dâhil birçok Galatasaraylı turu bir şekilde geçen tarafın biz olacağından emindik. Ancak köprünün altından kısa zamanda çok sular geçti. İlk yarıyı formunun zirvesinde tamamlayan Galatasaray tekrar başa döndü, Bordeaux ise inanılmaz bir seri yakaladı. Fransa Ligi’nde uzun bir aradan sonra Lyon’un şampiyonluk saltanatına son verme şansını elde ettiler. Şuanda onlar için Uefa Kupası’ndan daha önemli ligde şampiyon olmak, bu yüzden bazı futbolcular dinlenmeye çekilebilir. Zira futbolcular da teknik direktörleri Blanc’ta yorgun olduklarını söylemekte. Bununla birlikte son 3 haftadır formlarında düşüş yaşanıyor ve ardı ardına puan kayıplarıyla 5. sıraya kadar geriledilerse de yarıştan daha kopmadılar.
Galatasaray tarafında ise işler karışık. Alınan sonuçlarla birlikte takım içinde gruplaşmalar olduğu tekrar dillendirilmeye başladı. Bunun yanında sakatlar dönmeye başladıysa da bir yandan da sakat verilmeye devam ediliyor. Hakan Balta maç öncesi ısınma hareketlerinde sakatlanmıştı ve 2 haftadır yok! Isınma hareketlerinde sakatlanan bir oyuncu 2 hafta nasıl olmak anlamak güç doğrusu. Hakan Balta’nın olmaması ilk bakışta büyük önem arz etmiyor şeklinde gözükse de takımın kimyasını bozacak türden bir eksiklik. Zira o tarafta Volkan Yaman çok aksıyor ve hiç bir kademeye giremiyor. Sağ tarafta da aynı sorun Sabri’de de var. Antalyaspor maçında, maç boyunca sağ taraftan gelişen hiçbir akında Sabri kamera kadrajına bile giremedi ve en sonunda da gol oldu. Antalyaspor’un sağ tarafında da Uğur Kavuk olsaydı, Volkan Yaman’ın da farklı bir görüntü çizmeyeceği aşikârdı. Skibbe’nin 3’lü defans oynatarak bu sorunu çözeceğini düşünüyorum bu maçta. Bununla birlikte diğer bir sorunda defanstan top çıkaramaması Galatasaray’ın. Ayhan’a her ne kadar oyunu çift taraflı oynuyor diye övgüler dizsek de, takımı ani ataklara kaldıramıyor, dikine oynayamıyor. Bunun sonucunda da top kayıpları kalede büyük tehlikelere yol açıyor. Lincoln’ün gelmesi de Ayhan’ı bir nebze rahatlatacaktır diye düşünüyorum.
Sonuç itibariyle Galatasaray gol atarsa bu turu geçer diye düşünüyorum. Galatasaray’ın tek düşmanı defansif kanatları. Buna rağmen o gerçek Galatasaray ruhunu bu maçta yansıtacağını düşünüyorum.
Bordeaux - Galatasaray maçıyla bugün bu zulüm sona eriyor. Devre arasına girdiğimiz günlerde bu eşleşmeden ben dâhil birçok Galatasaraylı turu bir şekilde geçen tarafın biz olacağından emindik. Ancak köprünün altından kısa zamanda çok sular geçti. İlk yarıyı formunun zirvesinde tamamlayan Galatasaray tekrar başa döndü, Bordeaux ise inanılmaz bir seri yakaladı. Fransa Ligi’nde uzun bir aradan sonra Lyon’un şampiyonluk saltanatına son verme şansını elde ettiler. Şuanda onlar için Uefa Kupası’ndan daha önemli ligde şampiyon olmak, bu yüzden bazı futbolcular dinlenmeye çekilebilir. Zira futbolcular da teknik direktörleri Blanc’ta yorgun olduklarını söylemekte. Bununla birlikte son 3 haftadır formlarında düşüş yaşanıyor ve ardı ardına puan kayıplarıyla 5. sıraya kadar geriledilerse de yarıştan daha kopmadılar.
Galatasaray tarafında ise işler karışık. Alınan sonuçlarla birlikte takım içinde gruplaşmalar olduğu tekrar dillendirilmeye başladı. Bunun yanında sakatlar dönmeye başladıysa da bir yandan da sakat verilmeye devam ediliyor. Hakan Balta maç öncesi ısınma hareketlerinde sakatlanmıştı ve 2 haftadır yok! Isınma hareketlerinde sakatlanan bir oyuncu 2 hafta nasıl olmak anlamak güç doğrusu. Hakan Balta’nın olmaması ilk bakışta büyük önem arz etmiyor şeklinde gözükse de takımın kimyasını bozacak türden bir eksiklik. Zira o tarafta Volkan Yaman çok aksıyor ve hiç bir kademeye giremiyor. Sağ tarafta da aynı sorun Sabri’de de var. Antalyaspor maçında, maç boyunca sağ taraftan gelişen hiçbir akında Sabri kamera kadrajına bile giremedi ve en sonunda da gol oldu. Antalyaspor’un sağ tarafında da Uğur Kavuk olsaydı, Volkan Yaman’ın da farklı bir görüntü çizmeyeceği aşikârdı. Skibbe’nin 3’lü defans oynatarak bu sorunu çözeceğini düşünüyorum bu maçta. Bununla birlikte diğer bir sorunda defanstan top çıkaramaması Galatasaray’ın. Ayhan’a her ne kadar oyunu çift taraflı oynuyor diye övgüler dizsek de, takımı ani ataklara kaldıramıyor, dikine oynayamıyor. Bunun sonucunda da top kayıpları kalede büyük tehlikelere yol açıyor. Lincoln’ün gelmesi de Ayhan’ı bir nebze rahatlatacaktır diye düşünüyorum.
Sonuç itibariyle Galatasaray gol atarsa bu turu geçer diye düşünüyorum. Galatasaray’ın tek düşmanı defansif kanatları. Buna rağmen o gerçek Galatasaray ruhunu bu maçta yansıtacağını düşünüyorum.
Vira Vira
Sonunda düştü yolumuz buraya… Düzenli olarak ilk Aceto’nun blogunu takip ederek daldığım blog aleminde, kendi blogumuz için ilk yazıyı yazma şerefine nail olduk. Yapayalnız, tam takır, kuru bakır çıktık yola… “Kendim için yazıyorum, okuyucum olmasa bile yazarım” gibi saçmalıklara girmeyeceğim. Elbette arkama geniş olmasa bile belirli bir okuyucu kitlesi almak yazıları yazmakta büyük bir kamçı görevi görecektir. Ve de dürüst olmak gerekirse burayı açmakta ki birincil amacım, vücuduma temas eden tembellik mikrobunu bu blogla birlikte yenmek olacak.
Peki ne paylaşacağım burada? Açıkçası ben de net bir şey söyleyemiyorum. Futboldan edebiyata, edebiyattan, sinemaya, siyasete, diğer spor dallarına kısacası bir spiker deyimi haline gelmiş “hayata dair” her şeyi yazacağım.
Vira vira demir aldı dünya…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)